Barış Yıldırım’ın Yazısı

Bir çelişkinin ve ömrümüzün resimleri

 

BARIŞ YILDIRIM

 

Dağlar ve kentler…

Mehmet Ali Doğan’ın monokromun ve fotoğrafın sınırında dolaşan resimlerine bakarken, onlara açtığı, artık imzası haline gelmiş geometrik pencerelerden bile önce bu geliyor aklıma.

Elazığ ve Tunceli sınırını çizen nehrin kıyısında, bağrına doğduğu sıradağlarla yaşamının geri kalanını geçirdiği kentler, onun tuvallerinde neredeyse hep aynı sırayla boy gösterir. Arkada, bir anıdan çıkmışçasına soyutlaştırılmış dağ sıraları, önde yine bir soyutlaştırma perdesinin arkasından görülen, fakat ayrıntıları daha net seçilen kent dokusu. Kimi zaman bir bayrağı, kimi zaman bir pankartı, kiminde bir aynayı, kiminde klaketi andıran, kiminde ise herhangi bir şeyi anıştırmadan geometrik kesitler gibi duran çerçeveler yahut pencereler ise bu ikili manzaranın üzerine dağılır. Kırların ağaçları ile –daha az sık karşımıza çıksa da yine de Doğan resimlerinde bir örüntü oluşturan– elektrik direkleri bu resmin vazgeçilmezleri arasındadır. İnsan, bazen de ağaçlar, bazen pozitif bazen negatif film gölgeleri olarak, ara sıra bu dokunun üstüne “asılır.”

Mehmet Ali Doğan’ın bu sergisinde izlediğimiz resimleri –aslında bu tespit onun resminin geneline de teşmil edilebilir– bir çelişkinin resimleridir: Dağlar ve kentler. İlkinin dalgalı sıralarına karşılık diğerinin üç boyutlu geometrik binaları. İlkinin daha canlı renklerine karşı diğerinin gri tonları. Soyut resim esintili arka plan üstüne ön tarafın fotoğrafik imgeleri.

Elbette hep aynı resmi çizmez. Bazen ön planı kentlerin beton blokları andıran binalarının yerini düpedüz geometrik beton bloklar alır, bazen de bir kış ormanı, çiçeklenmiş bir ağaç, köy evleri… Bazen dağlar tek dokulu sıralar olmaktan çıkar, ağaçlanır. Bazen bütün resmi kaplar. Ama tüm bu çeşitlemeler içinde iki şey baki kalır: Karşıtlıklara dayanan kompozisyon ile o kompozisyon üzerine açılan irili ufaklı kesit pencereleri.

Belki de her sanatçı gibi hep kendini anlatır Mehmet Ali Doğan. Anıların sisi arasındaki dağlarla bugününün kentleri arasındaki kesintisiz düzlemi. Ve bu düzlem üzerine “asılı” duran resminin gözünü.

Ama her iyi sanatçı gibi anlattığı aslında biz’izdir. Beton yığınlarının soğukluğuyla bağrından koptuğumuz doğanın sıcak anısı, ilkinin somutluğuyla ikincisinin silikliği ve tüm bunların üzerine asılı duran ömrümüz.

 

 



    BİYOGRAFİ

    1970 yılında Elazığ’da doğdu.İlk Okul, Orta Okul ve Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye bölümünü Karadeniz Ereğli’ de okudu. İlk kişisel sergisini 19 yaşında Ereğli Halkevi’nde açtı. Sergideki resimleri daha çok ilgisini çeken ünlü ressamların röprodüksiyon çalışmaları ve doğadan esinlenerek yaptığı suluboya resimlerden oluşturmuştur. 1991 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazandı. 1995 yılında atölye birincisi olarak Prof. M. Zahit Büyükişleyen atölyesinden mezun oldu. Prof. Hasan Pekmezci özgün baskı atölyesinden öğrenimi süresince baskı teknikleri üzerine eğitim aldı. Bu güne kadar yurt içi ve yurt dışında 27 kişisel sergi açtı. Birçok karma etkinlik, yarışmalı sergiler, Sanat fuarı, yarışmalarda jüri üyeliği ve çalıştaylara katıldı. Ulusal yarışmalarda beş ödül alan Sanatçı, Özgün Baskı teknikleri ve duvar resimleri uygulamasına ayrıca önem vermektedir.